Kitap Okurken Takılmak yazısında bahsettiğim, okuma alışkanlığı kazanmak için bir yöntem olarak uyguladığım kitap özeti çıkarma çalışmasının bir diğer ürünü, Jack London'ın kaleme aldığı "Beyaz Diş" romanıydı.
Bu yazıyı 6 ekim 2015'te Facebook sayfamdan paylaşmıştım.
Bu paylaşım üzerine yazarın "Demir Ökçesi"ni de tavsiye etmişlerdi. Bir de "Vahşetin Çağrısı"ndan bahsettiler... Beyaz Diş'in devam kitabıymış. Kütüphanede görmüştüm ama henüz okumadım.
Beyaz Diş romanının konusu hakkında yazdığım bu kitap tanıtım yazısını kişisel blogumda da yayınlamayı uygun gördüm. Keyword Tool'dan anahtar kelime araştırması yaparak tabi.
Kardeşim bu kitabı gazete kuponuyla Elips Kitap Ortaöğretim 100 Temel Eser kampanyasıyla almıştı.
 |
| Beyaz Diş romanı yaklaşık 210 sayfa |
(toc) #title=(İçindekiler)
Beyaz Diş Jack London'ın Romanı
Jack London Beyaz Diş Ne Anlatıyor?
Anası yarı kurt, yarı köpek olan bir kurdun, doğumundan itibaren yaşadıklarını anlatıyor roman.
Esasında başkahraman hayvanın hikâyesinden öncesi de var ama konuyu dağıtmamak için kitabın ortasından başlamayı uygun gördüm. Siz okuyunca o evveliyatı da öğrenirsiniz zaten.
Jack London Beyaz Diş Özet
Yavru kurt bir gün yuvasından ayrılıp ormanda avlanmaya çıkıyor ve üç adamla karşılaşıyor. Henüz vahşî bir hâli olmadığı için adamların davranışından rahatsızlık duyarak kaçmaya çalışıyor. Yavrusunun yardım sesini işiten ana kurt -kitaptaki ifadeyle Dişi Kurt- gelince, Boz Kunduz ismindeki Kızılderili adam bu hayvanı tanıyor.
Dişi Kurt aslında Boz Kunduz'un bir yıl evvel elinden kaçırdığı yarı kurt, yarı köpek bir hayvan. Adı da Kiş. Kiş'in babası kurt, anası köpek. Vahşî, yırtıcı, acımasız Kiş'i ve Beyaz Diş adını verdikleri yavru kurdu alıp, kaldıkları kampa getiriyorlar.
Kiş'i bir gün avlanmak üzere giderken yanında götürüyor bir Kızılderili ve Beyaz Diş -yani yavrusu- artık yalnız kalıyor. Kampı da sırf anası bir gün çıkar gelir umuduyla terk edemiyor.
Mizacı gereği vahşî olan, kamptaki köpeklerle bir türlü yıldızı barışmayan Dişi Kurt zamanla dövüşmesini ve öldürmesini öğreniyor.
Derken Güzel Smith lakaplı paragöz, gaddar bir adam, Boz Kunduz'u kısa sürede alkol bağımlısı yapıp hileyle Beyaz Diş'i satın alıyor.
Artık eziyet ve işkence dolu günler başlıyor. Üstelik kurdu, iddiaya girerek başkalarının köpekleriyle dövüştürüyor.
Beyaz Diş'in elinden bir uçan, birde kaçan kurtuluyor tabii.
(ads)
Son dövüşünde ölümle yüz yüzeyken maden mühendisi Weedon Scott tarafından yaralı bir hâlde satın alınıyor. Weedon Scott bir zaman sonra onu memleketine de götürüyor. Çünkü Beyaz Diş, ömründe hiç tatmadığı sevgi, şefkat, merhamet gibi güzel duyguları Scott'ta bulmuş ve onu efendisi kabul etmiştir. Scott da ona alışmıştır tabii.
Weedon Scott'un babası bir hâkimdir ve yanılgı sonucu Jim Hall ismindeki bir adamı elli yıl hapse mahkûm etmiştir. Gerçi adam da oldum olası psikopattır. Sanki bir zebanîdir. Sebebi ise, toplumun onu dışlaması ve itip kakması.
Jim, üç yıldır kaldığı hücresinden kaçıyor. Henüz mahkemedeyken bir gün mutlaka öcünü alacağına yemin ettiği yargıç Scott'un malikanesine geceleyin geliyor. Weedon Scoot'un yıllardır evcilleştirmeye (uygarlaştırmaya) çalıştığı Beyaz Diş o gece tüm acımasızlığı ve yırtıcılığıyla vahşî bir kurt kesilerek hapishane firarîsi Jim Hall'i amacına ulaşamadan boğazını parçalayarak öldürüyor ve efendisinin babasını kurtarıyor. Kendisi de yaralanıyor ama bir insan yavrusu gibi ilgi görüp, tedavi edildiğinden dolayı aylar sonra iyileşiyor.
Beyaz Diş Romanı Hakkındaki Görüşüm
Kitabın başlarında, olay okuyucunun gözünde bir belgesel gibi canlanıyor.
Beyaz Diş, Güzel Smith'in eline düştüğündeyse birden yabancı film izler gibi oluyor, çünkü diyaloglar aslında burada başlıyor.
Romandaki hayvanların karakter çözümlemelerine ve büründüğü ruh hâllerinin anlatımına hayran kaldım. Hiçbir şey atlanmamış ve eksik kalmamış.
Dost Arayan İnsanı Değil, Hayvanı Seçiyor
İşin duygusal boyutunu şöyle ifade edebilirim: Hayvanlar ile insanlar arasındaki tek fark onların konuşamaması aslında. Bir konuşsalar neler anlatırlar; kim bilir? Onlar da bizim gibi seviyor, seviniyor, hüzünleniyor, ağlıyor, özlüyor, nefret duyuyor, mücadele ediyor...
Dikkatimi çeken şey şu: Hani toplumla yıldızı barışmayan ve onlarda bulamadığı şeyleri hayvanlarda arayan insanlar vardır ya; hayvanlar da aynısını insanlarda arıyor ve buluyor. Demek bu iki cins yaratık arasındaki sadakat bundan ileri geliyormuş.