Bir şey mi arıyorsunuz?

Börek 1. Bölüm

    Bir yavru kaplumbağayı üst kabuğundan tutarak getiren Büşra, salıncakta oturan Esma'ya, "Abla, bak" dedi.
    Ablası:
    "Annesi hani?"
    Arazinin öbür tarafındaki evin arkasını işaret etti Büşra.
    "Geri götür. Annesi çocuğunu arar."
    "Bizim annemiz de bizi arar mı abla?"
    "Biz kaybolmadık ki. O kayboldu."
    "O zaman biz onu arayalım."
    Bu teklife karşılık gelmedi, teklif sahibi de konuyu uzatmadı.
    "Berringil börek yapıyorlar."
    Bunu işiten Esma, bi' an duraksadıktan sonra, "Kaplumbağayı yerine koyalım" diyerek salıncaktan kalktı.
    Pıtrak talamış araziyi geçip, yavruyu anasının yanına bıraktılar. Hemen önlerindeki mutfağın penceresinden, pişmekte olan börek kokusu yayılıyordu. Aslında Esma'nın kaplumbağa yavrusu için buraya gelmesi bir bahanesiydi. Kendilerini görürler de, belki yemeğe çağırırlar niyetiyle çocuk aklınca kurduğu masum bir plândı. 
Börek hikâyesinin birinci bölümü
Öykü benden, börek annemden


    Evin önüne geçtiklerinde, kuzenleri Berrin'i çamurla oynarken buldular. Büşra, ona katılmak için hamle yapınca, Esma, kardeşini durdurdu, "Elmas içeri almaz, üstünü kirletme" diyerek. Elmas dediği, amcasının eşiydi. Ukalâ, tok sözlü, boşboğaz bir kadın olduğundan pek hoşlanmazlardı yengelerinden. O yüzden de gıyabında konuşurken sadece adını söyler, yenge demezlerdi. Etrafı çevrilmemiş, üç karış yüksekliğindeki balkona çıktılar merdiveni kullanmadan. Duvara dayalı sedire oturdular. Esma, gövdesiyle dönüp başını uzatınca, salonun ortasına serili sofra bezinin üstünde, genç bir kızın havuç rendelediğini gördü. Aynı anda kız da bakınca göz göze geldiler. Tanımıyordu. İş yapan kız kalkıp pencereye yaklaştı, dışarı bakıp salondan çıktı.
    "Berrin." Berrin işitti ama karşılık vermedi. "İçerideki kadın kim?"
    "Dayımın karısı. Selma yengem."
    "Hangi dayının?"
    "En küçük. En küçüğümüz."
    Aslında dayısının nişanlısıydı. Çocuk aklıyla öyle biliyordu. "En küçük" lâfını da annesinden duymuştu. Annesi, "en küçüğümüz" diye tanıtmıştı erkek kardeşini bir yerde birileriyle konuşurken.
    Selma mutfağa girdi:
    "Abla" dedi görümceliğine, "dışarıda iki çocuk var."
    "Ne çocuğu" diyerek çıktı Elmas, ayran çırpmayı bırakıp; kaynının kızlarını gördü, "N' oldu kızlar?"
    "Kolay gelsin Elmas yenge" dedi Esma. Esma'dan görüp Büşra da onu taklit etti.
    "Babanız evinize daha gelmedi mi?"
    Hayır anlamında kaşlarını kaldırdı büyük olanı. Küçük olanı da aynısını yaptı. 
    "Nasıl olsa abisinin evi var, sofrası da var" dedi kadın. Ardından kızlar alınıp, kendilerini dışlanmış hissetmesinler diye devam etti: "Hiç mi kaygı etmiyor bu adam sizi? Kız çocuğusunuz bi' de. Hı."
    O sırada sese gelen Selma, Elmas'ın ardında dikilmiş, sedirde oturanlara bakıyordu:
    "N' oldu abla" dedi.
    Elmas, bi' an başını çevirdi, tekrar önüne döndü, başıyla kızları gösterdi:
    "Kaynımın kızları. Babalarının hiç düşündüğü yok anam. Bunlar aç mı, tok mu? İyi ki abisi varmış, iyi ki biz varız." Sonra elleri çamur içindeki Berrin'e, "Sen de bırak artık şunu, içeri geç. Doğru banyoya. Baban geldi oldu." Ama Berrin'in aldırış ettiği yoktu. Annesi gözlerini ayırarak, "Berrin diyorum" dedi. 
    "Öf"leyerek kalktı küçük kız. Balkona çıkarken, "Anne, dayım da gelecek mi" diye sordu. Selma, tebessümle, "Gelecek fıstık" karşılığını verdi, nişanlısının yeğenine.
    "Selma, sen salatayı yaptın mı?"
    "Yapıyordum. Rendeleme kaldıydı abla."
    "Tamam. O böreği de fırından çıkar, soğusun. Ben geliyorum."
    Berrin ve Selma içeri girdiler. Elmas, diğerlerine talimat veriyordu şimdi de:
    "Siz de şu çeşmenin altında elinizi, yüzünüzü yıkayın, ayağınızı da yıkayın. Pasaklı zilliler sizi."
    Bunu duyan Büşra, küçük, yumuk yumuk elleriyle ağzını kapatıp kikirdedi. İkisi de kalktılar, dama çıkan merdivenin olduğu yerdeki kolona paçavradan bozma bir ip yardımıyla bağlanarak tutturulmuş çeşmeye yöneldiler. Yazmasının omuzlardan düşen uçlarını tepesinde bağlayan Elmas, şeytanî bir sırıtışla Büşra'ya:
    "Hoşuna mı gitti kız babaannesi kılıklı? Yengeniz böyle terbiyesiz bir kadın işte. Esma, bacının ellerini, kollarını sabunla iyice yıka kızım, tosbağalarla oynuyordu. Sonra da içeri girin, hadi."
    Şimdi balkonda sadece iki kız kardeş vardı. Esma, terliğini çıkardı, çeşmeyi açıp ayağını betona sürte sürte yıkarken söyleniyordu, aslında annesini taklit ediyordu:
    "Hıh, pasaklı zillilermiş. Sen önce kendi kızına bak. Evine misafir geldi diye şımarıyor. Annem varken bize de geliyordu misafir."
    Ablasının küçük bir kadın gibi söylenerek ayağını yıkamasını izleyen Büşra, bu "monolog"u kesti:
    "Yengem bana da 'babaannesi kılıklı' dedi. Ben babaanneme mi benziyorum? Sen hiç babaannemi gördün mü abla?"
    Esma, yüzünü buruşturarak son noktayı koydu:
    "Sus sen de ya."

Devam Edecek...

Yorum Gönder

2 Yorumlar
*Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır.
  1. Selamlar, diyaloglar, hikaye ilerledikçe aile hakkında öğrendiklerim hoşuma gitti. Emeginize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selâm... Diyaloglar yardımıyla konuyu ilerletmek keyifli. Aslında kurmaca yazmak keyifli. Teşekkür ederim emeğime değer verip yorum yaptığınız için.

      Sil