Erzin Güvencesiz İşçiler Derneği Başkanı Eyüp Tat, sosyal medyada sürekli dile getirdiği Erzin narenciye işçilerinin çalışma şartları hakkında Söyleşiler bloguna konuştu. Eyüp bey, Erzin METİP (Mevsimlik Tarım İşçilerinin Çalışma ve Sosyal Hayatlarının İyileştirilmesi Projesi) alanının mevcut durumunu ve ayrıca Erzin narenciye piyasasını detaylı bir şekilde açıkladı.
Kendisiyle 2024'te de ilk röportajı yapmıştım.
Eyüp Tat bence ilçemiz için bir değer ve bir şans... Belki, "Ne alâka" veya, "Yok daha neler" diyebilirsiniz ama ben Eyüp Tat'ta merhum Akif Özer'in ruhunu hissettim. Tanıyanlar bilir, rahmetli de bir Erzin gönüllüsüydü, Erzin için çırpınıp dururdu. Eyüp bey de öyle... Aslen Kahraman Maraşlı olan Tat, "Memleketime gittiğimde Erzin'i, Erzin'in caddelerini, sokaklarını özlüyorum" diyor. Onun birikimli ve dolu bir insan olduğunu fark ettim sohbet sonrasında.
28 dakikalık ses kaydının deşifresine geçmeden önce, sonda söyleyeceğimi başta söylemek istiyorum.
Ben bu söyleşileri alidemiral.net blog sitesi için yapıyorum ve yayınlıyorum. El âlem gelsin de, gecemi gündüzüme katarak günlerce süren çalışmalarım sonucu ortaya çıkardığım eserlerimin, verdiğim emeklerimin üstüne çöksün diye değil...
Bazı gazetelerde, haber sitelerinde izin almadan içeriklerimin yayınlandığını tesadüfen gördüğüm için bu açıklamayı yapma gereği duydum.
Ben size dışarıdan destek veren gönüllü veya sözleşmeli muhabiriniz değilim.
"Madem yayınladınız, o hâlde insanlar orijinal röportaja gitsin diye yazıma bağlantı verir misiniz lütfen" deyince onu da yapmıyorsunuz.
"Telif hakkı" diye bir şeyin olduğunu sizin daha iyi bilmeniz lâzım. Gazeteci değilim, blog yazarıyım diye adamdan saymıyorsunuz sanırım ama o benim sorunum değil.
Demem o ki; röportajlarımın tamamını veya önemli bir bölümünün izinsiz olarak kopyalanması veya haberleştirme adı altında büyük ölçüde değiştirilmeden paragraf paragraf yayımlanması hâlinde önceden uyarı yapılmaksızın Google'a telif hakkı ihlâli bildirimi yapılacaktır, ki ayrıca yasal hakkım saklıdır. Yazılarımı yayınlayarak beni onurlandırırken, web siteme zarar verdiğinizi bilmiyor olamazsınız. Şu kadarını söyleyeyim: telif şikâyeti Google tarafından haklı bulunursa arama motoru indeksiniz silinecektir, haber siteniz zarar görecektir.
Lütfen kendi içeriğinizi kendiniz üretin! (alert-warning)
 |
Eyüp Tat ile söyleşi selfiesi |
(toc) #title=(İçindekiler)
"Üretimde değil, pazarlamada sıkıntı var"
Uzun zamandır sosyal medya hesaplarınızdan yaptığınız narenciye işçileriyle ilgili paylaşımlarınız dikkatimi çektiğinden sizinle görüşmek istedim. Siz de kırmayıp kabul ettiniz. Anladığım kadarıyla ücret ve barınma konusunda sesinizi duyurmaya uğraşıyorsunuz. Hiç duyan yok mu? Sizin siteminiz en başta kime?
Size de geldiğiniz için, beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.
Şimdi Erzin'in geçimi %80 narenciyeye dayalı. Buranın ekonomisinin narenciyeye bağlı olması ve bizim de sektörün içerisinde tarım işçisi olarak sektörün motoru olduğumuzu düşünün, yani onun için önemli bir yerdeyiz... ve bu sektörde üretim sıkıntısı yok. Narenciye üretimi güzel...
Tek sıkıntımız, en büyük sıkıntımız pazarlama. Rusya'daki olaylardan dolayı pazarlama sıkıntımız var.
Yani bu narenciyenin para etmemesi yüz binlerce tarım emekçisinin, güvencesiz tarım işçisinin işsiz kalması anlamına geliyor. Bu sektör sadece çiftçiyi ilgilendirmiyor. Binlerce güvencesiz tarım işçisini de ilgilendiriyor. Erzin yereldeki esnafı da ilgilendiriyor. Birçok kolları var... Katma değerli bir ürün. Katma değeri yüksek bir ürün. Kasacısından marketçisine, kasabından manavına tüm kolları ekonomik olarak etkileyen bir ürün. Bu sene maalesef sıkıntılı görünüyor. Durum bu şekilde yani...
 |
Erzin METİP alanı |
Erzin METİP Alanı İki Yıldır Susuz ve Elektriksiz
Alan Atıl Durumda
Mevsimlik tarım işçilerinin barınması için kurulan METİP alanının atıl durumda kaldığını söylüyorsunuz. Ben METİP alanı nedir diye Google'a sordum ve; "Elektrik, içme suyu, temizlik, sağlık hizmetleri ve çocukların eğitimi için uygun imkânlar barındıran; mevsimlik gezici tarım işçilerinin ve ailelerinin çalışma ve yerleşim alanı" yanıtını aldım. Erzin METİP şu an kimin, hangi kurumun sorumluluğunda?
Erzin METİP alanı 24/5 (2024/5 sayılı) Cumhurbaşkanlığı Genelgesi'yle yapılan bir alan. Cumhurbaşkanlığı Genelgesi açıkça buranın sorumluluğunu direkt kaymakamlıklara verir. Hijyen bakımlarıyla ilgili sorumlulukları da belediyeye aittir. Kanun açık ve şeffaf bir şekilde yazmıştır yani. Hatta müftülüklerin burada barınan insanların din eğitimi; Millî Eğitim'in buradaki öğrencileri almayla ilgili genelgede belirtilmiştir. Kaymakamlık buranın güvenliğinden sorumludur. Genelge açıkça tüm kurumlara sorumluluk vermiştir.
Yani buraya gelen sonuçta insan. Bu insanların sağlığından barınmasına, güvenliğine tüm şeyler kurumlar arasında paylaşılmıştır.
(ads)
Şimdi bu bizim alan iki yıldır susuz ve elektriksiz durumda... Erzin METİP alanı. Burası KOSGEB ödemesiyle valilik tarafından yapıldı. Valilik buranın kaba inşaatını bitirdi gitti. Bundan sonrası yerelde; suyun, elektriğin yerel kamu tarafından verilmesi gerekti. Maalesef bu konuda duyarlılık gösterilmedi ve yapılmadı yani. Hâlâ da o şekilde duruyor. Susuz ve elektriksiz bir şekilde...
"Su sözü tutulmadı"
Ama Erzin AK Parti'nin bir yıl önceki paylaşımında görmüştüm...
Evet evet; geçen sene AK Parti ilçe başkanı ve büyükşehir ekibiyle birlikte gittik oraya. "Bir hafta sonra senin suyunu bağlayacağız, buranın sorumluluğunu çözeceğiz" dediler. Organize sanayiden su bağlama sözü verdiler. Buna istinaden ben bunların sözüne güvenerek buraya tarım işçisi getirdim. Bir hafta tankerle, geçici suyla bu sorunu çözmeye çalıştık. Maalesef aradan bir hafta değil, iki hafta geçti falan... Ee sonra? Yapmadılar yani. İşçiler orada susuz kalınca ben de işçileri göndermek zorunda kaldım. Çünkü zor durumda kaldılar artık yani. İnsan sonuçta bunlar... Memleketlerine göndermek zorunda kaldım tarım işçilerini.
İşçiler orada kalmıyorsa nerede kalacaklar yeni dönemde?
Bu METİP'in yapılmasındaki asıl amaç, Erzin'deki kiraların yüksek olmasıyla ilgili.
Depremden sonra kira fiyatları %300-400 arttı. Artınca barınma ihtiyacı da arttı. Bundan dolayı gittiğim geldiğim yerde bu konuyu dile getirdim hani bir METİP'e ihtiyacım olduğunu.
Hatta 2023'te işçi olmadığı için maalesef ürünlerimizi toparlayamadık ve başında kaldı. İşçi olmadığı için!..
(ads)
Ürün Bolluğu, İşçi Kıtlığı
Şimdi 2023 burada kilit rol oynadı. 2023'te ihracat firmalarımız ürün bolluğundan; rekoltenin yüksek olmasından dolayı sözleşmelerini iki üç kat fazlalaştırdılar. Niye? Ürün fazla... ama burada bir şey hesaplanmadı: tarım işçileri. Hesap dışı...
Şimdi şöyle düşünülüyor: Deprem oldu, insanların ihtiyacı arttı ve bundan dolayı daha fazla tarım işçisinin olması gerek mantıken.
Biz rapor için sahaya çıktık. Sahayı, tarım işçilerinin durumunu bir kontrol edelim. Çünkü rekolte fazla olunca ihracatçılar ihracat rakamlarını 3 bin tondan 6 bin tona; %100 artırdılar. E bizim buna göre de işçi sayısını artırmamız gerekiyordu. Bunun için de sahaya çıktık, araştırma yaptık ki eyvah! Maalesef insanlar bir yıllık gıda ihtiyaçlarını aldıkları için, -yakınlarını kaybedenler de vardı- ondan dolayı talep yoktu.
"Gelecek misiniz" sorusuna "hayır" cevabıyla karşılaştık.
"Durum çok ciddî!"
E tekrar ben dönüşümde; temmuz ayında yaptığımız bu saha çalışmasından sonra bölgedeki yerel yönetimleri uyardık, durumun vahametini anlattık. Durum çok ciddîydi çünkü, biz biliyorduk.
İşte ilk ziraat odasını uyardık. Dedik ki: "Kardeşim bak böyle giderse ürününüz başında kalacak."
Şimdi temmuzun ortasında adam diyor ki (Eyüp Tat kendini kastederek): "Ürün başında kalacak."
Biz (onlara) saçmalıyoruz gibi geliyordu. "Lan adam delidir, bu ne saçmalıyor, ürün nasıl başında kalır diyorlardı kendi fikirlerince.
Yerel yönetimin tamamını uyardık. "Bak bu durum ciddî ve sıkıntılı" dedik.
"Lütfü Savaş ve Onur Özaydın Yardımcı Oldu"
O zamanki büyükşehir (HBB) Belediye Başkanı Lütfü Savaş, bu barınma problemiyle ilgili bize bir hafta ekibini verdi. Büyükşehir ekibi o yoğunluğun içerisinde bir hafta bizimle saha düzeltme çalışması yaptı. Geçici deprem çadırlarının kurulduğu yer gibi bir yer düzenledik. Mülk sahiplerinden izin alarak, sözleşmeli resmî bir şekilde çizimlerini yaparak yer tahsis ettik. Bir hafta makineler çalıştı. Yani belki on tane makine vardı büyükşehrin... bir hafta çalıştılar, bu sahayı düzelttiler sağ olsunlar.
O dönem yeni gelmesine rağmen Onur bey (Onur Özaydın) kaymakam bey de sağ olsun, konuyu anlattığımızda bize olumlu döndü. Çünkü kendisi deprem bölgesinden gelmişti ve konuyu iyi biliyordu. "Doğru... Devlet kurumları dahi işçi yetersizliğinden dolayı şu an işlerini yetiştiremiyor" dedi.
Çünkü deprem bölgelerinde iş gücüne ihtiyaç arttı. İnşaatlarda, ondan sonra yollar dağılmış, her taraf dökülmüş... her tarafta insana ihtiyaç var ve onun için sağ olsun kaymakam bey de bu konuya önem verdi. Büyükşehrimiz de, kaymakamımız da bize destek verdi.
Çünkü tarih doğruyu doğru yazar, yanlışı yanlış yazar.
"Yerel yönetim yalnız bıraktı"
Ama o günkü (Erzin) belediyemiz bizi desteklemedi. Hatta ziraat odamız da gerekli desteği yapmadı, ilçe tarım da yapmadı. Bizi yalnız bıraktılar ya yani ben onu öyle düşünüyorum.
(Geçici olarak çadırda konaklayan işçileri kastederek) mahalle sakinleri şikâyetçi olunca maalesef projeyi devam ettiremedik ve o masrafın hepsi de çöp oldu gitti ve arkasından binlerce ton meyvemiz de çöp oldu. Erzin'e maliyeti milyarlarca lira oldu. Ha öğrendiler, haklı olduğumuzu belki aylar sonra öğrendiler ama iş işten geçti. Çöp oldu yani milyarlarca liralık meyve.
"Yap(a)mıyorsanız biz başımızın çaresine bakalım"
Burası (METİP alanı) için yetkililere başvurduğunuzda siz ne söyleniyor?
İpe un seriliyor.
İpe un serme nedir? Geçiştirilme.
"Yapılacak, edilecek" ama hiçbir şey de yapılmıyor. Yıllar geçiyor... hiçbir şey yok.
"Yok" denilmiyor. "Yok" denilse biz başımızın çaresine bakacağız.
Çık de ki: "Yapmıyorum" de.
Bulunduğun makamın gereği senin yapman lâzım, kanun gereği de yapman lâzım. Benim değil, senin yapman lâzım. Kanun da bunu diyor, hukuk da bunu diyor, insan hakları da bunu diyor... ama yapmıyorsun ve geçiştiriyorsun. Geçiştirme kardeşim. Delikanlıca, "Ben yapamıyorum, benim gücüm yok. Oraya bir 100-150 bin liralık bir güneş paneli koyup senin o kuyunu çalıştıramıyorum" de. Yapmıyor, yani yapmak istemiyorlar.
"Vicdanım rahat olmalı"
"Şovmen değilim"
İşçilerin haklarını savunduğunuz paylaşımların altına, "ekmeğine bak Eyüp" diyenler çıkıyor. "Herkes geçim derdinde, bizim Eyüp de işçilerin kaygısına düşmüş." (Eyüp Tat bu soru okunurken gülüyor. "doğru" diyor") Ne düşünüyorsunuz?
Akşam gittim, kafamı yastığa koydum, yatmam var... benim önce vicdanımın rahat olması lâzım yatabilmem için. Eğer o gün vicdanım rahat değilse ben yatamam. Çünkü üstümde bir sorumluluk var ve ben bunu yerine getirememişim... nasıl yatacağım ya uyuyamam ve rahatsız olurum. Çünkü görüyorum burada bir hata var ve bunu elimden geldiği kadar önleme yapmak zorundayım. Ben bunu yükümlülük olarak görüyorum.
Şimdi kul görmeyebilir ama yaratıcı var... O da görecek.
İnsan olmak lâzım önce.
İnsan haklarına ben çok önem veririm.
Ya burada binlerce insanı ilgilendiren bir husus var. Yani onun için sessiz kalamıyorum, rahat edemiyorum ya. İlle muhalefet olmalıyım, ille karışmalıyım... ama doğru temelde... Doğru yapılan işi biz eleştirmiyoruz.
Sektörün tüm kollarıyla iç içeyim. İhracatçısıyla, işçisiyle, bahçe sahibiyle, çiftçisiyle, hepsiyle iç içeyiz. Sektörün sıkıntılarını gayet iyi biliyorum. Onun için belki herkes kendi kolunda görmeyebilir ama ben genele baktığım için birçok sıkıntıyı görebiliyorum. Şimdi görüp de insana yardımcı olmamak da olmaz yani, insanlığa sığmaz.
Yani bu derneğin başkanlığından istifa da edebilirsiniz veya derneği kapatabilirsiniz.
Ben şovmenliğin peşinde değilim... insanî bir görev... Dernek olmasa da ben aynı insanım... Yani dernek olmuş, olmamış; çok söz konusu değil. Ben yine aynı insanım...
Şimdi göz göre göre birisi düştüyse ben kaldırmaya çalışırım... oradan direkt geçmeye kalkmam.
 |
Erzin'de narenciye işçisi sıkıntısı |
Erzin Narenciyesine Yoğun Bakım Hastası Benzetmesi
Erzin narenciye sektörünün en başta pazarlama sıkıntısı var diyorsunuz. Şahin Tepesi'nde yapılan geçen ki toplantıda fabrikalar gündeme getirildi.
Entegre tesislerden bahsediyorsunuz siz.
Şimdi biz narenciye sektörüne şöyle bakalım: Hastayı yoğun bakıma koyduk. Birikmiş sorunlarla birlikte şu an yoğun bakımda hastamız.
Bu sektör yoğun bakımda. Bu saatten sonra yapılacaklar elbet var.
Yoğun bakımdaki çoğu insan tekrar hayata dönebiliyor.
Yani o kadar ciddî bir şeydeyiz. Çünkü zamanında yapılması gereken birçok şeyi yapmadık, hâlâ da yapmamaya direniyoruz.
En basiti meselâ şeyle ilgili: şimdi ürün eskiden Rusya'ya giderdi... Rusya-Avrupa pazarına giderdi. Şu an ihracatta birinci sırada Irak pazarımız var ve Irak pazarında da ürünler genelde yapraklı.
Bahçede tırla ambalâj yapılıyor. Paketlemesi bahçede yapılıyor.
Burada bir insan iş gücü ihtiyacı doğdu otomatikman. Ee ihracatta Irak'ın birinci sıraya geçmesi, ambalâjcı ihtiyacını da %200 artırdı.
(ads)
Ambalâjcı Açığı...
Burada bir açık var... ne açığı? Binlerce insan evlerinde duruyor ama sahada da ambalâjcı açığı var ve bir ambalâjcı olmadığı için, bir tırda on kişi olmadığı için o tırdaki çalışan elli kişi boş kalabiliyor. O malın işlenmesi, paketlenmesi lâzım.
Bunlar da bayanlardan oluşuyor. Ağırlık da Dörtyol'dan geliyor.
"Erzin Belediyesi kurs açsın"
Şimdi belediye bunu da yapabilir. En azından kısa dönemde... Meselâ kurs... Bu bayanlarımıza bir kurs açılarak insanî bir çalışma yapmış olacak.
Bütçeden bahsediyorlar ya... bunun bütçesi sadece bir salon ve bir işletme.
Belediyenin aracıyla bir duyuru yapılacak. Diyecekler ki: "Belediyenin böyle böyle bir kursu var..."
Biz de yardımcı olacağız, duyurularımızı yapacağız.
Çalışmak isteyen bayanları kurs aracılığıyla tesise götüreceğiz.
Yarısını tesis karşılayacak. İşin acemisi olduğu için tesis tamamını karşılamaz. İŞKUR usulü düşünelim. Yarısını tesis karşılayacak bunun, yarısını da belediye karşılarsa -kısa dönemde yapılacaklar için diyorum- ne olur? Bu açık kapanır.
200-300 kişiyi yetiştirsek ev hanımlarına gelir olur.
Yani bu da yapılabilir. Şu an en önce yapılacaklar içerisinde.
"Narenciye pazarını başka ülkelere kaptırdık"
"Toparlanmak yılları bulur"
Onun dışında piyasaya müdahale etmeye zaten gücümüz yetmez. Piyasayı kimse belirleyemez. Piyasayı arz talep belirler.
Şimdi güvenli yollar olmadı için ihracat yapılamıyor. Yapılamayınca da ister istemez fiyatlar düştü ve bizim boşluğu da Mısır doldurdu.
Şimdi döndüm tekrar 2023'e. İşçi olmadığı için sözleşmelerimizi tamamlayamadı ihracatçımız. Diyelim 10 bin tonluk sözleşmesi varsa, sadece 4 bin ton ürün gönderebildi. Tarım işçisi olmadığı için bu ürünü kesemedi ve işleyemedi.
Çünkü bu ürünün de belli bir hasat dönemi var. İki aydan sonra ürün artık ihracata gelmez... çünkü olgunlaşır ve biter, çürüme derecesine gelir.
Sözleşmeye aykırı hareket ettiği için Rusya'daki sözleşmelerimizin birçoğu diğer sene için yapılamadı; 2024 için bu sözleşmeler yapılamadı.
Yani 10 bin konuştunuz.
Anlaşma var.
Ama 4 bin ton gönderdiniz.
4 bin ton gitti.
Ne olacak? Karşı taraf dedi ki: Sen benimle dalga mı geçiyorsun kardeşim?! Sen 10 bin ton söz vermiştin, sözleşme yapmıştın, sen bana 4 bin ton göndermişsin.
Mazeret kabul etmez. Mazereti yok bu işin...
Yani az bir alan olsa bir şekilde kapatır ama oran yarıya yakın.
Maalesef bizim boşluk oluşturduğumuz pazara Mısır, Arjantin, Çin girdi. Çünkü onlarda imkân var, gönderdiler. Bizim boşluğumuzu doldurdular ve pazarı bizden kaptılar.
Biz elimizle gözümüzü çıkardık. Elimizle resmen gözümüzü çıkardık.
Ya bu kadar cahiliyet olamaz ya.
Bundan sonra da üç beş yıl toparlama şansımız yok. Çünkü adama pazarı kaptırdık bir sefer. Maalesef bunun zararı büyük olacak, üç beş sene de devam edecek.
Demek ki her şey işçide bitiyor. Ayakta tutan işçi.
Sektör birbirine entegre... Üretici, işçi, tesis. Tesis olmazsa da olmaz. Meselâ senin bunu götürecek kasan, kamyonun, işletmen olmazsa da olmaz.
Bu zincir... birbirine halka şeklinde süren bir zincir ve bu zincirin bir tanesinde bir problem olursa maalesef hepsine yansır ve bu döner dolaşır tekrar ülke ekonomisine yansır. Ülkemizin tamamına yansır. Çarşıdaki berbere, inşaat malzemesi satana, lokantaya, herkese...
(ads)
Aynen aynen… Mantıken ekonomik olarak bu ülkeye giren para hepimize yansır.
Biz cari açığı olan bir ülkeyiz, cari fazla veren bir ülke değiliz ki. Bizim ihracata ihtiyacımız var, ithalâta değil. Zaten ithalât yapan, hazır tüketen bir ülkeyiz. Şu an cepten yiyoruz. Bizim ihracat yapabilmemiz lâzım. Onun için de bize pazar lâzım...
İskenderun Demir ve Çelik Fabrikası'nın İlginç Hikâyesi
Zamanında meselâ bu narenciye ile fabrikalar yapıldı. Bak Demir Çelik (İSDEMİR) en basiti... Binlerce insana ekmek kapısı oldu. Belki Demir Çelik'te çalışanlar da bilmiyordur hani narenciye parasıyla buranın yapıldığını. Sorsan haberi dahi yok...
Demir Çelik narenciye parasıyla...
Tabi Rusya'ya biz narenciye gönderdik... Ruslar geldi, karşılığında bize fabrika yaptı. Ekmek yani bu ekmek... binlerce insana ekmek...
Yeni öğrendim bunu.
Aynen... Belki oradaki çalışan dahi bilmiyordur şu an. Bilen vardır da, çoğu bilmiyordur belki.
Birçok şeker fabrikasını Türkiye'de biz narenciye paralarıyla yaptık cumhuriyet kurulduğu zaman.
Yani narenciye basit bir meyve değil, katma değerli bir meyve.
Zaten cumhuriyetin ilk yıllarında Rusya'nın çok yardımı dokunmuş fabrikalar açılmasına.
Yardımı dokunmamış... şimdi karşılıklı... Sen Akdeniz ikliminde yetişen ürün vermişsin, -adamın ülkesi kuzey, soğuk bir ülke- karşılığında sana hizmet vermiş. Yani karşılıklı bu... Sen öyle yapmışsın, o da öyle yapmış.
Bak biz neler yapmışız narenciyeyle!
Ama geldiğimiz noktada narenciyenin sahipsizliği... maalesef bu hâle geldik bugün.
Röportaj verdiğiniz için teşekkür ediyorum.
Ben teşekkür ederim. Kolay gelsin. Size de başarılar diliyorum. Tekrar buluşmak dileğiyle. Sağ olun.