KAPAT
KAPAT
Sekiz Ocak İlköğretim Okulu Anıları
Arama Sonuçlarını Almak İçin Buraya Yazın!

Sekiz Ocak İlköğretim Okulu Anıları

“Silinmeyen hatıralar” serisinin ikincisinde, 8 yıl okuduğum Sekiz Ocak İlköğretim Okulu; yeni adıyla Sekiz Ocak İlkokulu anılarımı yazdım.

Aşağıdaki fotoğraf, 1999’a kadar hizmet veren, okulumuzun yıkılan binası. Kadraja alınmamış ama sonradan yapılan dört dersliğe sahip iki katlı ek binası da bitişikte. Bunlardan ayrı olarak 2000’de hizmete giren başka bir binaya yerleşince sadece ek bina kullanılmıştı.

Birkaç yıl evvel okulun sokağından geçerken o emektar yapının yıkılmış olduğunu gördüğümde nasıl üzülmüştüm! Eminim benim gibi birçok kişi de aynı hissi yaşamıştır. Uzun uzun yazmaya ne hacet; anılarının yerinde yeller estiğini gören herkes üzülebilir. Eğitimcisiyle, öğrencisiyle, hizmetlisiyle kim kayıtsız kalabilir ki!

Silinmeyen Hatıralar 2
Sekiz Ocak İlköğretim Okulu (eski bina)


Sekiz Ocak İlköğretim Okulu’ndan Anılar

Unutulmaz Bir Geceydi

Silinmeyen Hatıralar’ın ilk bölümünde “Ameliyatlıyım Diye Rol Alamadım” başlığı altında değindiğim yıl sonu müsameresini anlatmak, bu vesileyle o geceye görevli ve de seyirci olarak katılanlara anımsatmak istiyorum şimdi de.

8 Ocak İlköğretim Okulu’nun yeni bina inşaatı nedeniyle Erzin İmam Hatip Lisesi’nde misafir olduğumuz seneydi; 1999-2000 eğitim öğretim sezonu.

İkinci döneme girdiğimizde, katılımı her sınıfa açık olan bir veda gecesinin yapılacağı duyurulmuştu.

“Katılmak istiyorsanız yapacağınız gösteriyi şimdiden düşünün” denmişti.

Bunu duyan ben hiç geri kalır mıyım! Nasıl geri kalırım!

Hazirana daha zaman varken, alelâcele ve alelâde iki kişilik skeçimsi bir şey karaladım evde. Etkinliğin öncüsü olan Fen Bilgisi öğretmeni Alpaslan Kılıçkıran’ın dersinde bir arkadaşla tahtaya çıkıp okuduk.

Okuduk diyorum, çünkü jest ve mimik hak getire. Zaten Alpaslan hoca da bu hususta yapılması gerekenleri söylemişti.

Bu ilk çalışma olmayınca, okuldaki 1 yılın değerlendirmesini yapan iki kişilik bir sohbet metni yazdım.

O da içime sinmediğinden kısa bir piyes…

Derken okul genelinde hazırlıklar başladı.

“Etkinliğe katılmak isteyenler haftaya projesini getirsin, konferans salonunda göstersin” denildi.

Yani veda gecesi seyirciye seyrettirmek üzere çalışma örneklerimizi sunacaktık ve bu şekilde bir program akışı oluşturulacaktı.

“Allah’ım, ne yapsam ne yapsam?” diye düşünmeye başladım. “Aha buldum!”

7/B’de okuyan ilkokul arkadaşım Gülşah’a gidip, “Beşinci sınıftayken veda eğlencesinde sen bir şey okumuştun. Hani sebzelerle meyveler savaşıyordu, dört adet göz yaşartıcı soğan, patlamaya hazır beş kilo mısır falan, böyle bir şeydi. Onu bana söylesene” dedim.

Gülşah, “cuk” yaptı.

“Kız söylesene hadi.”

Omuz silkti.

Üstelemedim.

Aklımda kaldığı kadarıyla bir şeyler karaladım, ekstradan iki “haber” daha uydurdum hafta sonu.

Biz ansiklopedi ve kütüphane kuşağı olduğumuz için, o zamanlar internetin i’sinden bîhaberiz. 

Ertesi hafta sahneye çıkıp “Haberler” adı altında metnimi okudum ve programa dahil edildim.

Program akışında neler yoktu ki!

Kakılmış ile İtilmiş, dayımın oğlunun çiçek satan bir çingene kadını oynadığı skeç, Şirinler, şarkılar türküler ve daha neler neler…

Artık okul çapında hummalı bir hazırlık süreci başlamıştı. Her gün prova yapıyorduk. Ders esnasında bazen bizi çağırdıkları vakit öğretmenler bu duruma sinir olmuyor değildi.

7/A ile 7/B sınıfından arkadaşların rol aldığı “Parasız Avukat” adlı bir piyes vardı.

Ben haberleri sunduktan sonra sahneye onlar çıkardı prova için.

Oyunu yöneten Mustafa Gümran hoca, “Ali, berber çırağını oynayacak birisine ihtiyacımız var. Bu rolü sen oynar mısın” dedi.

Dedim olabilir.

Spikerlikten berberliğe transfer oldum böylece.

Avukat rolündeki sınıf arkadaşımız Canan’ın tanıdığı bir avukattan ödünç alıp getirdiği cübbeyi şamata niyetine bana giydirdiklerinde -o zamanlar ufak tefek bir şey olduğum için- cübbenin içinde kaybolmuştum. Ne gülmüştük!

Bir müddet böyle sürdü.

Velilere dağıtılacak davetiyeler bastırıldı.

Geceye birkaç gün kala dedem vefat etmişti bu arada.

Derken büyük gün gelip çattı.

Biz ilk sırada yer aldığımız için, sahneye giren kapının arkasında beklemeye başladık. Nasıl heyecanlıyız! Rejisörümüz Mustafa hoca, oyunda yer alan arkadaşımız Hatice’ye bir bardak su getirtti. 

Okul müdürümüz Aydoğan Demirci’nin sesi geliyor sahneden:

Sekiz Ocak İlköğretim Okulu olarak bu yıl İmam Hatip Lisesi’nin misafiriydik ama önümüzdeki yıla kadar yeni binamız eğitim öğretime hazır hâle gelecek. Bundan sonra hem sabahçı, hem öğlenci olacak çocuklarımız.”

Fakat o şekilde olmadı. Yani gene bir kısmımız sabahçı, bir kısmımız öğlenciydik.

Bu arada müdürün oğlu Mümtaz da bizim oyunda. Mümtaz’ın amcasının oğlu Selçuk ise benim patronumu canlandırıyor.

“Patron! Müşteri geldi” diyerek girdim sahneye.

İçerisi tıklım tıklım. Bütün gözler üzerimizde.

Selçuk gayriihtiyarî şekilde kolunu omzuma atınca, ben de nedense o kolu tutup omzumdan ittim ve seyirciler bunu rol icabı yaptığımızı sanıp güldüler.

Yaka mikrofonu olmadığı için sesimizi salonun her yerine işittiremeyince de, Hatice, sahneye girip el mikrofonu dağıttı.

Arkadaşımız Emine ise suflör olarak perde arkasında beklemekteydi.

Nihayet performansımızı göstermiş, selâmlamamızı yapmıştık ve perde kapanınca, “Başardık! Başardık” diye birbirimizi tebrik etmiştik.

Gece diğer etkinliklerle sürdü.

Hani güzel şeylerin hep süreceğini düşünürüz ya, ertesi yıl da böyle bir eğlencenin yapılma ihtimalini akıl ederek, “Parasız Avukat”ın devamını yazmıştım, amatörce. Fakat sınıflar çapında yapılan veda eğlencelerinin dışında genel bir etkinlik yapılmadığı için o da öyle kalmıştı.

Geceden on bir yıl sonra Adana’da bir tiyatroda oyunculuğa başlamıştım.

Selçuk polis olmuş, Facebook’ta konuşuyoruz:

“Hatırlıyor musun Ali” dedi, “Sen ilk kez sahneye benle çıkmıştın. Benim çırağımdın.”

İtiraf edeyim; unutmuştum. Oyunu değil, Selçuk’la oynadığımı…

Bu satırları yazarken bile aklıma sonradan gelen şeyler oldu.

O dönem kameralı telefon da yok. Okul idaresi kameraman tutup geceyi kaydettirdi mi, anımsamıyorum. Sadece hayal meyal görüntüler var hafızamda.

Sitem Mektubu

Orta 3’teyken bir kadın müzik öğretmeni gelmişti. İlk meslek yılıydı. 

Hocanın bana karşı tavrına biraz bozuluyordum. Bazı arkadaşlarla espriler, şakalar, sohbetler yaparken, içlerinde benim de dahil olduğum bazı öğrencilerine ise yüz vermez tavır takınmasına sinir oluyordum. Zaten bu huyu yüzünden sınıftan bir kızı ağlatmıştı.

Günün birinde dedi ki: “Boş kâğıt çıkarın, benim hakkımda düşündüklerinizi yazın.”

İşte fırsat ayağıma gelmişti. İçimi dökecektim kâğıda.

Olayın üzerinden yirmi küsur sene geçtiği için, ne yazdığımı kelimesi kelimesine hatırlamıyorum ama aklımda kalanlar özetle şuydu:

“Ona kırılsam da, ilk öğretmenliği olduğundan dolayı her öğrencisine eşit yaklaşması gerektiğini bilmiyordur belki.”

Aslında bunun kariyerle, kıdemle pek ilgisi yok. Aynı şeyi yılların eğitimcileri de yapabiliyor.

Bir gün, “Ali Demiral hanginiz” diye sordu, el kaldırdım. Gülerek başımı okşadı. (Bu arada baba tarafından akrabayız ama o zamana kadar hiç bir araya gelmemiştik) O günden sonra her karşılaşmamızda gülümsedi. Hatta Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi öğretmenimiz Semra hocayla bakıp beraber gülerlerdi. Utanırdım. Sanırım ona da anlatmıştı.

Bu yazıyı yazarken niyetim asla onu hedef göstermek değil. Zaten isim vermedim. Öğretmenin kim olduğunu sınıf arkadaşlarım dışında kim bilecek? İsim verip vermemek çok önemli değil aslında. Yargılayan yine yargılar. Biraz çıtkırıldım olduğum için buluttan nem kapmakta üstüme yok yani. Demek istiyorum ki, incir çekirdeğini doldurmayacak şeyleri büyütebiliyorum. Ama yine de her iki taraf eleştirilmeye müsait değil mi?

Zaten biz o dosyayı kapattık bile. Çünkü yıllar sonra Facebook’ta konuşurken mevzuu bahsettiğimde:

“Ya öyle mi, hiç hatırlamıyorum. Kusura bakma canım” demişti.

Bitirirken

Sekiz Ocak İlköğretim Okulu'na ait silinmeyen hatıralarımdan ikisini paylaştım sizinle.

Fazla uzatmayarak tadında bırakıyorum. Kayda değer bir konuyu anımsarsam devamı gelecektir tabi.

Yolu Sekiz Ocak’ımızdan geçen herkese selâmlar.

Yorum Gönder

0 Yorumlar
Yorumlar onaylandıktan sonra yayımlanır.