Bir şey mi arıyorsunuz?

Börek 2. Bölüm

    Elmas bir yandan böreği kesiyor, bir yandan anlatıyordu:
    "Bu kızların anaları benim kaçan eltim olur işte. Kurban Bayramı'ndan beri ortalarda yok. 'Dedenizle bayramlaşıp hemen geleceğim. Siz evde durun, gelirken et getireceğim, size kebap yapacağım' demiş. Durumları olmadığından bir şey kesemezler eskiden beri. Kızlar, 'bizi de götür, biz de dedemizin elini öpelim' demişler. 'Komşulardan et yollayan olur, alın buzdolabına koyun, evde kimseyi bulamazlarsa geri götürürler' diye tembih etmiş kadın."
    Görümcesinin ağzından çıkanları merakla dinleyen Selma, eltinin tembihine güldü, yorum yapmadan da duramadı:
    "İnandırıcı olsun diye demiştir." Sonra ekledi: "Kadının kocası neredeymiş?"
    "Kayınım bizim buradaydı. Kurbanlığımızı kesiyorduk o ara."
    "Ee sonra kadının dostuna kaçtığını nasıl anladınız" diye sorarken Esma'nın mutfağa yaklaştığını gördüler. Elmas kısık sesle, "Tamam konuşmayalım şimdi. Başka zaman anlatırım" dedi. Tepsinin kenarından kesip aldığı küçük bir börek dilimini ağzına atmadan önce:
    "N' oldu Esma?"
    "Yardım etmeye geldim. İçeri götürecek bir şey var mı?"
    "Amcan gelmedi daha. Sofrayı hazırlarken çağırırım ben seni. Aa dur dur, şu çöpü at bari."
    Esma, kovanın içindeki çöp poşetini çekip aldı, ağzına bir düğüm atıp çıktı gitti. Elmas ile Selma da mutfakta iş yapadursun, biz salona geçelim.


    Berrin, yemeğe kadar vakit geçirmek için masada boyama kitabıyla uğraşıyordu. Büşra oturduğu çekyattan kalkarak onun yanına geldi. Amcasının kızını pürdikkat izliyordu. Ağaçların yapraklarını yeşile, gövdesini kahverengiye, gökyüzünü maviye, güneşi sarıya boyamasını... Berrin eline yine yeşil pasteli alıyor, çimenleri boyuyor, sarı pastelle çimenlerin üstündeki kız çocuğunun saçlarına renk veriyordu. Büşra pastel boya kalemlerinden birini eline aldı, incelemeye başladı. Bunu gören Berrin:
    "Ya bırakır mısın onu" dedi.
    "Şu anneyi de ben boyayayım mı?"
    "Hayır."
    "Sadece anneyi..."
    "Ya hayır diyorum, anlamıyor musun? Senin kendi boyaların yok mu?"
    Hiçbir şey söylemeden kalemi yerine bıraktı. Dudağını büzerek bir süre ayakta izledi.
    "Dikkatimi dağıtıyorsun. Bak boyayı taşırdım, gördün mü?"
    Onun sesini daha fazla duymamak için masanın başından ayrıldı, köşedeki berjere oturdu, oturmasına ama Berrin dönüp:
    "Oradan kalkar mısın Büşra? Babamın yeri orası. Allah'ım ne yaramaz şeysin sen" dedi.
    Büşra ne yapsa Berrin'in gözüne batıyordu. Fakat Berrin'in de kuzenini azarlamaya bahane arar gibi bir hâli vardı. Yaşıtlardı ama tek kalıp canı sıkılmadıktan sonra onunla pek yan yana bulunmak, arkadaşlık etmek gelmezdi içinden. Büşra, demin kalktığı yere geçti.
    Elmas, kapının eşiğinde duruyordu:
    "N' oluyor?"
    Berrin bir şey söylemeden burnundan soluyarak kuzenine baktı.
    "Berrin bana bağırıp duruyor" dedi Büşra.
    "Sen de bağırtma o zaman kızım. Akıllı dur. Rahatsızlık verme" diye karşılık verdi yengesi.
    Ne iştah kalmıştı ne orada olma isteği... Pişman olmuştu geldiğine. Zaten buraya ne zaman gelse çoğu zaman can sıkıntısıyla geri giderdi. Şimdi de aynı hissi yaşıyordu. 
    Berrin ayağa kalkarak beklenmeyen bir hareket yaptı: "Gel hadi gel. Sadece anneyi ama tamam mı" diyerek yerini kuzenine verdi. Bu sürpriz davranışla az önceki üzüntüsünden bir çırpıda kurtuluveren Büşra sevinçle masaya geçti ama yine de Berrin'in çemkirmesinden çekinerek kadın resmini hangi renklere boyayacağını ona belirtti. Berrin bir karşılık vermedi; "bana ne, sen bilirsin" dercesine omuz silkti.
    "Enişten nerede" dedi Elmas, sokak kapısına doğru bakarak.
    "Hakkı abiyle konuşuyor" karşılığı duyuldu.
    Bu sesle beraber Berrin heyecan içinde, yine beklenmedik bir hareketle Büşra'nın elinin altındaki boyama kitabını çekiverip alınca, çocuk elinde pastel kalemle kalakaldı.
    "Dayı bak, ben ne yaptım" diye kapıya koştu Berrin. Annesi gülümseyerek onlara baktıktan sonra Büşra'ya dönüp:
    "Baban gelmiş kız" dedi ve mutfağa gitti.
    Büşra kalktı, pencereden baktığında babası Hakkı ile amcasının konuştuklarını gördü. Ablası Esma da yanlarındaydı.
    Elmas'ın kardeşi Hakan salona girdi:
    "Merhaba bayan" dedi Büşra'ya ve çekyata oturdu. Berrin, boyama kitabının yapraklarını durmaksızın çeviriyor, her sayfayı dayısına gösteriyordu. "Bunu ben yaptım. Bunu da ben yaptım" diyordu, sesini tatlı, şirin, küçücük bir kız sesine benzeterek.
    "Ayakta kaldın bayan, oturmaz mısın" dedi Hakan yine Büşra'ya.
    Kız yanlışlıkla yine köşedeki berjere oturacaktı ama son anda sandalyeye geçti. 
    Selma girdi içeri. "Hoş geldin" dedi nişanlısına. Elinde gazeteden yapılmış küçük bir paket vardı. "Al canım, bunun içinde börek var. Evinizde yersiniz" diyerek Büşra'nın eline tutuşturdu tebessümle. Kız akşam yemeğini burada yeyip, gazeteye sarılı börekleri de daha sonra evde yemeleri için verdiklerini sandı ama kapı eşiğindeki yengesinin bakışlarından gitmesi gerektiği anlamını çıkardı. Zaten tam o esnada da ablasının onu çağırdığını işitti. Kendini baskı altında hissettiği bu ortamdan uzaklaşmanın tam zamanıydı. Sessizce dışarı çıkarken balkonda amcasıyla karşılaştı. "Yeğenim" dedi adam yarım ağızla ve içeri girdi. Ardından evin kapısı kapandı. 
    Güneş birazdan batacaktı. Hakkı ile kızları pıtraklı araziden sohbet ederek yavaş yavaş evlerine doğru yol alıyorlardı.

Son

Yorum Gönder

1 Yorumlar
*Yorumlar onaylandıktan sonra yayınlanır.
  1. Kardeşlerin hayatı zor. Bu güzel böreği de kimse yiyemeden hikaye bitti:) Pıtraklar kuru olunca da paçalara yapışır kalır temizlerken ellere batar. Uzun zamandır aklımda yoktu bu kelime...
    Hikayeyi beğendim. Teşekkürler.🙏

    YanıtlaSil