KAPAT
KAPAT
Payas Dörtyol Erzin Gençlik Eğitim Derneği'nde Durmak Yok
Arama Kutusu

Yemlee

Payas Dörtyol Erzin Gençlik Eğitim Derneği'nde Durmak Yok

Payas Dörtyol Erzin Gençlik Eğitim Derneği Başkanı Umut Kaya’ya, derneğin Payas şubesinde sorular yönelttim.

Dernek ismi içinde üç şehrin adı geçiyor ama ikisinde şube var. 2018’de topluluğun kurumsal bir çatı altında bir araya gelmesi gerektiğine karar verirlerken isim aramaya başlıyorlar. Erzin ve Payas ilçelerinde sohbet düzenledikleri için tabelada bu şehirleri belirtmek istiyorlar. Ama sohbetlere Dörtyol ilçesinden katılan bir arkadaşları, “Dörtyol yetim mi” deyince, onu kırmayıp bu kentin adını da ekliyorlar.

Umut Kaya Kimdir?

Sahneden Dergâha

Umut hocam, ilk olarak özel bir soru sormak istiyorum. Siz eskiden müzisyendiniz. Sanat döneminizi pek hatırlamam, çünkü o zamanlar küçüktüm ama Umut Kaya adını duyardım. Hatta albüm çıkardığınızı söylemişlerdi. Sadece bir kez düğünde sanatçı yönünüzü gördüm. Derken müzikle sizin adınızı hiç yan yana görmez ve duymaz olduk. Eğlence dünyasından maneviyat yoluna giden hikâyenizi bizimle paylaşır mısınız?

Allah razı olsun. Teşekkür ediyoruz. 1966, Erzin doğumluyuz. Mazbut bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldik. Kendi hâlinde, dindar bir ailenin çocuğuyduk.

Daha sonraları bir müzik yaşantısı oldu. İstanbul’da sanat âleminde kasetler, klipler… “Annem” diye bir eserimiz vardı. Rahmetli Ahmet Kaya yönetmenliğini yapmıştı klibin.

Ama Rabbimiz bizi o ortamdan çekti, aldı ve maneviyata yönlendik, ondan sonra müziği tamamıyla bıraktık yani. Tabi şimdi ilâhi falan zaman zaman okuyorum arkadaşlarla bir araya geldiğimizde, fakat o sadece öyle bir şey. Müziği bıraktıktan sonra Rabbimin rızasını kazanma yolunda bir gayret içerisinde bulduk kendimizi.

Seneler önce birisi deseydi bize, “Müziği bırakacaksınız, maneviyata yöneleceksiniz, hatta hoca olacaksınız” diye, “Yok canım, öyle şey mi olur” derdik belki.

Nasıl tanıştınız hocam bu yol ile?

Erzin’e tekrar döndükten sonra tabi bir müddet müzikle yine uğraştık. 5 vakit namaz kılmıyorduk ama cuma namazlarına gitmeye çalışıyorduk. İstanbul’da müzikle uğraşırken dahi son yıllarda cumaları kaçırmamaya özen gösteriyordum. Türbe ziyaretleri yapıyordum. Meselâ Ortaköy’deki Yahya Efendi hazretlerinin kabrini ziyaret ediyordum. Gidip orada namaz kılıyordum. Buraya gelince maneviyata yöneliş başladı. Gönlümüzden müziği gitgide kopardı Rabbim.

Aslında insanın kalbi hep arayış içerisindedir. Hani deniyor ya, “Leyla’dan Mevlâ’ya yürüyüş” diye. İnsan belki bir çiçeğe bakar ama o çiçek o kişiyi alır, Rabbine götürür, Allah’ı buldurur. Resullulah Efendimizle buluşturur. Bizde de öyle oldu biraz galiba. Arkadaş ortamları, camiler, meclisler bizi buralara doğru yöneltti. Sonra sonra işte bir baktık ki tamamıyla maneviyatın içerisindeyiz Allah’a hamdolsun. Böyle kısmî kısmî, adım adım bir çocuğun büyümesi gibi aynı bu.

“İnsanın kendini inşa etmesi kolay olmuyor”

Hocam, Erzin’e dönüşünüzün sebebi neydi?

Aslında bu bir süreçmiş. Tabi başta anlayamadım ama Rabbimizin gönlümüze koyduğu bir sürecin başlangıcıymış aslında. Cenab-ı Hak, maneviyatın nüvesini gönlümüze yerleştirmiş. Her şey böyle az az meydana geliyor. Birden bire hiçbir şey olmaz, meydana gelmez. Meselâ dünyanın meydana gelişini incelediğimizde kısmî kısmî oluşmuş; güneşteki patlamalar, buzullar çağı dönemi falan geçmiş, çeşitli evrelerden geçerek dünya meydana gelmiş. İnsanı da aynı öyle görüyorum. İnsanın da kendini inşa etmesi, ortaya kâmil vasıflara sahip bir insanın ortaya çıkması kolay olmuyor. Kâmil manada kişilerle, salih insanlarla birlikte olmak gerekiyor. İşte biz de o güzel insanları gördükçe, onlara karşı hayranlık ve ünsiyet oluşmaya başladı zamanla. Bu bizi iyice müzikten kopardı yani.

İsteyerek mi bıraktınız, yoksa telkin mi ettiler?

Yo, öyle bir şey olmadı, kimse karışmadı.

Rabbimize ne kadar şükretsek azdır şu günlerimiz için. Çok mutluyuz, sevinçliyiz. Rabbim ne büyük nimetler, lütuflar nasip eyledi bizlere. O zamanlardan aldı; Kur’an öğrenmek, ilim yolunda gayret etmek nasip eyledi ve bir dernek kurup kardeşlerimizle hep birlikte insanlara hizmet etmeyi nasip eyledi. Hem talebeyim, hem hocayım. Bunlar ne büyük lütuflar! O yüzden çok mutluyuz.

Dernek Çalışmaları

“Medeniyetimizden yola çıktık”

Payas Dörtyol Erzin Gençlik Eğitim Derneği niçin kuruldu, amacı nedir?

Kurumsal hâle gelmek. Bir kurum olursa, o kurum çatısı altında bazı şeyler daha devamlı oluyor; yapılan yardımlardan tutun da her faaliyet bir düzene giriyor. Zaten bir insanın kâmil insan vasfına ulaşması, böyle insanların çoğalması, toplumda her şeyin düzene girmesi anlamına geliyor.

Ecdadımız binlerce vakıf kurmuş. Biz aslında vakıf medeniyetiyiz. O kadar çok vakıf varmış ki. Meselâ ev temizleyen, evlerde hizmet eden insanlar bir şey düşüp kırdığında, onların kırdıkları şeyleri tekrar finanse eden vakıflar varmış geçmişte, düşünün. Nedir bu; onlar mahçup olmasın, üzülmesin. Hep insan odaklı bizim medeniyetimiz. İnsana hep böyle hizmet etmiş yani. Kuşlarla ilgili vakıflar bile varmış.

İşte bizler de bu medeniyetten yola çıkarak, bölgemizde hizmet edecek bir eğitim derneği adı altında, ama sadece eğitim değil; yardımlaşma ve hayırlı ne kadar iş varsa hepsini kapsayan bir dernek kurduk kardeşlerimizle elhamdülillâh.

Nasıl bir eğitim veriyorsunuz burada?

Allah dostlarından biri buyuruyor ki; “Eğer bir toplumun geleceği nasıl olacak acaba, diyorsanız, o toplumun gençleri neyle meşgul, ona bakın.”

İşte bizler de bu güzel cümleden yola çıkarak, bölgemizdeki gençlerin manevî eğitimlerini almış, kendi millî öz kültürünü almış, 50-100 senelik değil, elhamdülillâh köklü tarihimizle donanımlı hâle gelmesi için gayret ediyoruz. Onları gerçek bir vatansever ve dindar insan vasfında yetiştirebilmek. Allah’a daha iyi bir kul, Resulullah Efendimize daha iyi bir ümmet olmak için, gelişmek için, kâmil bir insan vasfına girmek için, kendine, topluma, vatana, millete faydalı, elinden dilinden, bütün uzuvlarından rahmet saçan bir insan numunesi hâline gelmek ve büyük insanlar yetiştirmek. İşte bulunduğumuz ortamda böyle insanların yetişmesine vesile olmak. Gaye bu inşallah Ali kardeşim.

“Bazı çocuklar Allah’ı, Peygamberi bilmiyor”

Hocam biz bugün Payas’a geldik. Meselâ bugünün konusu ne?

Her hafta sonu olduğu gibi, cumartesi günleri Payas’ımızda 6-13 yaş arası kız erkek çocuklarımızla ders yapıyoruz. Yazın başladık kursa. Şimdi okullar başladı, biz ara vermedik. Dedik ki; “Gelen yavrularımız gelmeye devam etsin.” Aileleriyle görüştük. “Bunu cumartesileri Payas’ta, pazar günü de Erzin’de yapalım. En azından öğrendiklerini unutmamış olurlar.” Çocuklarımıza manevî eğitim veriyoruz. Bunun içinde ne var? Kur’an-ı Kerim öğreniyor çocuklar, öğrenenler ilerletiyor, tecvit öğreniyor. Ondan sonra siyer-i nebi. Yani Peygamber Efendimizin hayatıyla ilgili bilgiler. Ondan sonra temel dinî bilgiler.

Bugün Mevlid-i Nebi haftası münasebetiyle, “Âlemlere rahmet Peygamber Efendimiz çocukları nasıl sevdi? Çocuklara nasıl şefkat gösterdi” konusunda araştırma yapsınlar diye WhatsApp grubumuzdan mesaj gönderdik. “En az yarım sayfa bile olsa bir şeyler hazırlasınlar. İnşallah onları bir münazara edelim” dedik velilerimize. “İşte ben bunu hazırladım hocam” desin o çocuk onu okusun. Tabi biz de bir şeyler aktaracağız çocuklara. Bugünkü temamız bu.

Bazı çocuklar daha Allah demesini bilmiyor. Gelmiş 6-7 yaşında, 11 yaşında bir yavrumuz, “Kimin kulusun” diyoruz, öyle bakıyor çocuk. “Allah’ın kuluyum” diyemiyor. Bilmiyor demek ki o evde, o çocuğun ailesinde böyle bir gündem yok.

Peki hocam, ailesinde böyle bir gündemi bulunmayan çocukları o aile nasıl getiriyor buraya?

İşte o çok güzel bir şey. Demek ki ona ihtiyaç duyuyor. En azından sevinecek, alkışlanacak bir şey. Ya hiç duymasa, hiç farkına varmasa?! İhtiyaç duyuyor ki gönderiyor. N’ oluyor, çocuk, “Ben Allah’ın kuluyum hocam” demeyi öğreniyor.

“Sen Müslüman mısın evlâdım” dediğimde, çocuk, “Müslümanım” diyemiyor. Bazısı ne dedi biliyor musun Ali? İnan buna çok üzüldük; “Kimin kulusun kızım” dediğimde, “Annemin kuluyum” diyen oldu tövbe hâşâ.

Belki kulu hiç duymamıştır, ilk akla gelen de annesidir.

Duymamış, kulun ne anlama geldiğini bilmiyor çocuk. Ha işte burada kul ne anlama geliyor, onu öğreniyor, Allah’ı tanıyor. “Resulullah Efendimiz, Peygemberimiz kim” dediğimde, “Peygamber ne demek” diyor. Duymamış.

Kaç yaşında bunu diyen?

Burada 6 yaştan 14 yaşa kadar çocuk var. Hepsi de dahil bunun içine.

Meselâ 14 yaşındaki biri de mi?

Bilmiyordu inanın. İşte çok üzücü olan bir durum.

Ama 14 yaşındaki çocuk artık ortaokul çağında. 4’üncü sınıftan başlıyor benim bildiğim Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersi.

Ya işte demek ki bu eğitim yetersiz. İstediğimiz neticeyi alamıyoruz bundan. Olmuyor. Daha farklı bir şeyler yapmamız lâzım. Alsak, biz bunu burada görürdük ama göremedik. Bunu hiç unutmuyorum.

Ama n’ oldu işte; o çocuklar haftalar geçtikçe, kimin kulu olduklarını öğrendiler. Kul ne demek, Allah kime diyoruz, Allah’la olan irtibatımız nedir, Resulullah Efendimiz nasıldı? Onları öğreniyorlar.

Umut Kaya ile Söyleşi
Umut hoca ile derneğin Payas şubesinde görüştük

“Derdimiz hayrın çoğalması”

İnsanlar sizi nasıl buluyor? Şöyle sorayım: Derneğin önünden geçerken içeri girip selâmlaşmayla mı başlıyor, dinî sohbetlere davet edilirse mi sizin varlığınızdan haberdar oluyor, sosyal medyada görüp merak ederek mesaj yoluyla mı irtibat kuruyor, yoksa hepsi mi?

Hepsinden Ali kardeş, hepsinden bir pay var.

Bölgemizdeki ihtiyaç sahibi ailelere gıda, giysi, ayakkabı, soba, kömür, nakit; yani bir insanın neye ihtiyacı olursa, elimizden geldiğince onu temin edip insanlara ulaştırmak için çalışıyoruz. Biz de bunları başka yerlerden temin ediyoruz. Hazır yok veya bir yerlerden gelmiyor. Böyle bir ekibimiz var elhamdülillâh. Meselâ senden rica ediyoruz; “Kardeş, bizim ihtiyaç sahibi ailelerimiz var. Bunların sobası yok, yakacağı yok, gıdaya ihtiyacı var. Bunlar kirasını, elektriğini ödemekte zorlanıyor” diye. Ha böyle böyle toplanan bu yardımlarla ihtiyaç sahiplerine ulaşıyoruz.

Farkındalık için bunu sosyal medyada paylaşıyoruz. Oradan bize mesaj gönderiyorlar veya telefonumuzu bulup arıyorlar. “Sohbetlerinize katılmak istiyoruz” veya “Bizim de yardıma ihtiyacımız var” diyorlar. “Biz de kurslara katılsak, derneğe gelsek, sizinle birlikte olsak” diyorlar. Hay hay. Zaten dert bu; birlikte olmak, hayrı paylaşmak, hayrı çoğaltmak. Yani iyilikte önder insanların çoğalması. İyilik yapacak vasıfta insan yetiştirmek.

“Peygambere yetişemedim, diye içi yanan varsa onu izleyen silsileye baksın”

Fikirleriniz nereden beslenir? Maneviyat yolundaki rehberiniz kimdir?

Fikirlerimizin beslendiği merkez, âlemlere rahmet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’dir. En büyük mürşit, muallim, insanlığın medarıiftiharı, kıymete kadar Efendimizdir. En büyük öğretmen odur. Onun öğretmenliği devam ediyor.

Peki onun öğreticisi kimdi? O ümmî idi, hiçbir şey bilmiyordu, okuma yazması yoktu. İşte onun muallimi Allah Teala idi. Allah Teala muallimi olunca Efendimiz, cahiliye devrinden gelen cahil insanları n’ ağaptı? Ashab-ı Kiram yaptı. 23 senede faziletler medeniyeti oluşturdu Peygamberimiz.

İşte bizler de Peygamberimizin eğitim öğretim metotlarından beslenerek gayemizi gerçekleştirmeye çalışıyoruz.

Peygamber Efendimizi takip eden bir silsile vardır. O nedir? İşte Ashab-ı Kiram’ı yetiştirmiştir Peygamberimiz. Ashab-ı Kiram kimi yetiştirmiştir? Tâbiîni yetiştirmiştir. Tâbiîn tebeu’t tâbiîni yetiştirmiştir. Böyle bu silsile devam edip ta ki günümüze kadar gelir, günümüzden de kıyamete kadar devam edip gidecek. Yoksa bu dünya ayakta durur mu? Durmaz. Onların bu güzellikleri hürmetine deva edip gidiyor. İşte biz de bu silsile yoluyla yetişerek gelen o Hak dostlarının öğretilerinden faydalanarak onlara tâbi olmuşuz.

Efendimizin silsilesindeki güzel insanları düşündüğümüzde meselâ bir Azîz Mahmûd Hüdâyi hazretleri var, Mevlâna hazretleri var, Ahmed Yesevî hazretleri çıkıyor karşımıza, Üftade hazretleri çıkıyor.

Günümüzde yaşayanlara geldiğimizde Osman Nuri Topbaş hazretleri çıkıyor. Daha birçok böyle emsali Hak dostları çıkıyor. Hepsi Peygamber Efendimizin o muhteşem ahlâkını şiar edinmiş. “Efendimize, Sahabe-i Kirama yetişemedim, onları göremedim” diye içi yanan varsa, hah işte oralara bakacak.

Çarşaf Olayı

Geçenlerde Balıkesir’in Edremit ilçesinin mahallî bayramında çarşaf krizi yaşanmıştı biliyorsunuz. Kara çarşaf giydirilmiş ve zincirlerle bağlanmış bir kızı bir adam gelip zincirlerini çözerek ve çarşafı çıkararak serbest bırakıyor. Olayın ilk dakikalarından itibaren çok tepki almıştı. Şovu düzenleyenler, “Kimsenin inancıyla, kılık kıyafetiyle problemimiz yok. Biz karanlıktan aydınlığa geçişi anlatmak istedik” diye açıklama yaptı. Yani siyah kıyafet kara günleri, zincirler işgal altında direnmeye çalışan bağımsızlık mücadelesini temsil ediyormuş. Hocam, siz bu hâdiseden haberdar olunca ne düşündünüz?

Maalesef hâlâ insanların bu kafada olması!

Bakın biz İHA’lar, TİHA’lar yapıyoruz ve şu anda Türkiye’miz aslında millî bir üretim yapıyor. Dünya şu anda bu merkezi görmek istiyor. İşte her konuda böyle merkez olmamız gerekiyor. Meselâ Ankara’ya gelen bir devlet başkanı veya devlet ricali muhakkak bu İHA’nın, TİHA’nın üretildiği merkezi görmek istiyormuş, biliyor musun? Demek ki millî savunma hamlemizi gerçekleştiriyoruz. Bak o yolda büyük aşamalar katettik. Ama daha her konuda mesafe katetmemiz, kendi medeniyetimizi sergileyecek millî bir duruşu benimseyip gündeme almamız, Türkiye’yi dünyaya merkez olarak konumlandırmamız lâzım.

Bu İHA’ları, TİHA’ları yapanlar kimler? Hepsini namaz kılan gençler yaptı. Belki çoğu çarşaflı gençler. Çarşaflı annelerin çocukları bunlar ya. Şimdi bir defa çarşaf bizim örf âdetlerimizdendir, medeniyetimizin kültürüdür, Allah Teala’nın kadınımıza karşı “Kapan” emrinin sembolüdür.

Çarşaflı kadınlarımızı zincirleyip, “Zincirleri kırdık” falan. Ne kadar çirkin! Hiç hoş değil. Hiç yakışığı yok o işin. Allah akıl fikir versin.

Umut hocam, söyleşi teklifimi kabul ettiğiniz ve zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.

Teşekkür ederiz.

Yorum Gönder

0 Yorumlar
* Yorumlar incelenip onaylandıktan sonra yayınlanmaktadır.